GÜNLÜĞÜM; PORTO 16 - 17 KASIM 2025
16 Kasim 2025 PORTO
Ne kadar uzağa gidersem kendime o kadar çok yakınlaşıyorum.’
Andrew McCarthy
Bazen hayat zorladığında uzaklaşmak istersin. Uzaklaştıkça da kendine yakınlaşırsın. Biz de son dönemde yaşadığımız zorluklardan biraz uzaklaşmak, kendimize biraz daha yakınlaşmak için Izmir'den Porto bileti aldık. Tabii bunun önemli nedenlerinden biri de, Sun Express'in, Kasım 2025 tarihinde başlattığı İzmir - Porto seferleri için kampanya düzenleyip, oldukça uygun fiyata satışa çıkarmasıydı. Portekiz, 2025 yılı seyahat listemizde vardi ve biz deniz ürünleri ile ünlü bu sıcacık ülkeyi çok merak ediyorduk. Biletimizi aldıktan sonra kendimize yine, yeniden bir rota çizmeye, çalışmaya ve çalışırken de ilgili youtube kanallarını izlemeye başladık. Seyahate sadece birkaç hafta vardı ve rotamız aşağı yukarı belli olmuştu.
Bugün 16 Kasım. Ve işte, İzmir'den Porto'ya 14.00 uçağı ile gidiyoruz. Sun Express İzmir-Porto direkt ucuşları, Kasım 2025 tarihinde yeni başladığından ve biz daha önce bu havayolları ile seyahat deneyimlemediğimiz için hafif endişeli 😬 olmakla beraber sorunsuz bir seyahat ile kendimizi Porto'da buluyoruz. Aşağıdaki fotoğrafta da göreceğiniz üzere Porto ve Atlas Okyanusu ile havadan buluşmamız sırasında, denizde inanılmaz bir fırtına olmasına rağmen hafif bir sallan yuvarlan ile sorunsuz iniyoruz🙏
Portekiz ile aramızda 3 saat fark var. Porto havalimanından, Booking.com üzerinden kiraladığımız evimizin bulunduğu şehir merkezine Metro ile ulaşıyoruz. Bu arada Metro işareti yukarıdaki fotoğrafta☝️görüldüğü şekilde oldukça estetik. Tarihi Sao Bento istasyonunda Metro'dan indiğimizde 4-5 dakika yürüme mesafesinde gibi düşündüğümüz evimizin sadece 1dk. uzaklıkta olduğunu görünce mutluluktan havalara uçuyoruz. 2 gece kalmayı planladığımız Porto'ya, inerken yaşadığımız fırtınanın getirdiği yağmurla geliyoruz. Alışveriş için dışarı çıktığımızda yağmur biraz daha şiddetini arttırıyor. Hava durumunu önceden kontrol ettigimiz için yağmur malzemelerimiz de yanımızda olduğundan sorun etmiyoruz. Birkaç gün konaklayacağımız evimiz için ihtiyaçlarımızı alıp, eve geri dönüyoruz ve şehrin kalbine bakan evimizde güzel bir Porto şarabı içip enerji toplayarak, soluğu tekrar dışarda alıyoruz.
Yağmur da azaldığından mis gibi yağmur ve karides kokan Porto sokaklarında dolaşmak sorun olmuyor. Işıl ışıl sokaklarda büyülenerek dolaştıktan sonra kendimizi, Douro nehri üzerinde bulunan ve Gustave Eiffel'in eski ortağı, Mühendis Theophile Seyrig'in yaptığı Dom Luis 1 köprüsünde buluyoruz. Bu arada, bu güzel şehir hakkında kısa bir bilgi vermek gerekirse; Porto, köprülerin şehri olarak biliniyor. Ponte Luis 1 ile beraber Ponte de Arravida, Ponte do Infante, Ponte Maria Pia (artık kullanılmıyor) Ponte de Sao Joao ve Ponte do Frexio olmak üzere toplam altı adet köprü şehir için çok önemli. Bu arada, şu an kayıtlarda bulamadım ama yaptığımız tekne turu sırasında bir köprünün daha ayaklarının inşa edilmiş olduğunu gördük. Bunun yanısıra genelde beyaz ağırlıklı evlerin üzerinde bulunan terra-cotta çatıları harika bir görsel şölen sunuyor. Porto'da 500 yıl Roma dönemi hüküm sürmüş. Julius Sezar'ın başa geçtiği şehir M.Ö. 60 dan itibaren önem kazanmış.
Günün sonunda
tüm yorgunluğumuzu bir tarafa bırakarak baştan başa yürüdüğümüz Dom Luis'i
arkamızda bırakıp, Impar Apartments'a ulaşıyoruz (Bu arada, Sao Bento'da metronun
dibindeki bu daire, son derece temiz, yeri merkezi olmakla beraber sabaha kadar
bitmeyen cadde gürültüsü biraz rahatsız ediyor. Lokasyon olarak mükemmel olmasına rağmen maalesef tavsiye edemiyorum) Ertesi gün yapacağımız
şehir turunun rotasını çizerek -her tür gürültüye rağmen- derin bir uykuya dalıyoruz.
Porto'yu baştan sona gezmek ve rotamızı tamamlamak için sadece bir tam günümüz var. İlk durağımız, evimize bir dakika uzaklıkta olan tarihi Sao Bento tren istasyonu. Sao Bento Porto'nun tarihi merkezi olan Praça de Almeida Garrett'te. İstasyonun bulunduğu yer eskiden Sao Bento de Ave-Maria adlı bir Benedikt'in manastırına ait imiş. Bu manastır 1783 yılında çıkan yangında oldukça zarar görmüş, ardından yeniden inşa edilmiş ve ulaşım ihtiyacı nedeniyle tren istasyonu olarak kullanılmaya başlamış. Buraya ilk tren 1893 yılında gelmiş, istasyon resmi olarak ise 1916 yılında açılmış. Bu istasyonun en güzel yanı, iç salonda bulunan 20.000den fazla mavi-beyaz çini (azulejo) ile kaplanmış olmasi ve bu çinilerle Portekiz'in tarihini en güzel haliyle anlatması. İçeri girdiğinizde çinilere bakarken kendinizi bir anda tarihin derinliklerinde buluveriyorsunuz. Sırası gelmişken kısaca azulejodan da bahsetmek isterim. Azulejo kelimesi Arapça “al-zulayj” (cilalı küçük taş) sözcüğünden gelir. Portekiz’e ilk olarak 15-16. Yüzyılda Kastilya (İspanya) üzerinden gelmiş olup altın çağı, 17-18. Yüzyılda Çin porselenlerinin Avrupa’ya gelmesi ile mavi beyaz estetiğin moda olduğu dönemde yaşanmış. Portekiz bu tarzı benimsemiş ve kendine özgü bir azulejo dili oluşturmuş. Günümüzde de Portekiz kimliğinin sembollerinden biri olmuş.
Porto turumuz, tarihi Majestic Cafe’de içeceğimiz kahve ile devam ediyor. Majestic Cafe, Porto’nun en ikonik Cafe’lerinden biri. 17 Aralık 1921’de bir grup tüccar tarafından önce Cafe Elite LDA isimli bir şirket kurulmuş, bu şirket Aralık 1922’de halka açılmış. 1924 yılından itibaren de Majestic Cafe ismini almış. Cafe içinde bulunan oyma tavanlı alçı süslemeler, tarih kokan büyük aynalar, eski ahşap kokan mobilyalar, mermer ve metal detaylar insanın aklını başından alıyor. İlk bakışta İstanbul’daki Markiz Pastanesi havası hissettiğimiz bu büyülü yerde Portekiz kahvesi (Galao) yanına muhallebili bir çeşit turta olan Pastel de Nata söylüyoruz. Pastel de Nata İzmir’de çocukluğumun lezzeti olan ve hala Karşıyaka Çarşı'da satılan Torpil’i andırıyor. Son derece turistik olan bu Cafe tarih boyunca ünlü yazarları, siyasetçileri ve sanatçıları ağırlamış, bugün de bizi ağırlıyor🤗
Nehir seviyesinden epey yükselip Majestic Cafe’ye kadar gelmişken güzel bir Azulejo Kilisesi olan Capela das
Almas’a uğruyoruz. Burası Bolhao bölgesinde ve şehrin en ikonik Portekiz
çinileri ile kaplı kilisesi. Kilise 18. Yüzyıl başında küçük bir şapel olarak
inşa edilmiş. Orijinal yapısı oldukça sade olup bugünkü çini süslemelere sahip
değilmiş. Azulejo kaplamaları 1929 yılında eklenmiş. Bu çiniler dönemin ünlü ressamı Eduardo Leite
tarafından tasarlanmış. İstasyon içinde toplamda 15000 den fazla mavi beyaz çini bulunmakta
olup, bu çinilerle Aziz Francis ve Aziz Catherine’in hayatından sahneler
görselleştirilmiş. Dışı ayrı içi ayrı güzel olan bu kiliseden zorla da olsa
ayrılıp, çok yakındaki Bolhao Pazarı’na geçiyoruz.
Bolhao Pazarı ‘nın kökleri 19. Yüzyıla dayanıyor. Şehrin nüfus artışı ve endüstrileşmesi ile birlikte taze gıda ürünlerinin satıldığı daha düzenli bir Pazar alanına ihtiyaç duyulduğu dönemde belediye tarafından kurulmuş bu pazar yeri. Pazara ve bölgeye adını veren "Bolhao" kelimesi bu alanda eskiden geçen bir dere ve bataklık alandan, derenin yarattığı “baloncuk”tan türemiş. Pazarın bulunduğu binanın inşası 1914 yılında tamamlanmış. Bolhao, Porto’nun gerçek günlük yaşamını, geleneksel ticaretini ve halkın gündelik alışveriş ritüelini yansıtan en önemli mekanlardan biri - hem tarihi, hem kültürel bir değer. İçerde birbirinden leziz görünen deniz ürünleri satılıyor🤤. Doğal olarak biz de bu değere gereken önemi vermek adına😜 beyaz şaraplarımız eşliğinde, kendimize birer deniz ürünü tabağı yaparak tadım yapıyoruz. (Bolhao lezzetleri ile ilgili kısa bir yorum; Portekiz denince deniz ürünleri akla geldiği için Porto'daki bu deniz ürünleri pazarına büyük beklenti ile mi gittiğimiz için midir bilinmez, lezzetler bize çok da olağanüstü gelmedi. Örneğin istiridye aşırı kumluydu ve Bordeaux'da iyisini yememiş olsak neredeyse bizi istiridyeden soğutacak kıvamdaydı. Bu pazara giderseniz aklınızda olsun diye notumu buraya düşmüş olayım).
Elimizdeki şehir haritası ile oluşturduğumuz sıraya göre bundan sonraki durağımız Paços do Conhello (yani Porto Belediye Binası). Bu binanın bulunduğu meydan oldukça büyük ve yanyana dizili binalar da oldukça etkileyici. İlgili kaynaklara göre mevcut bina 1916-1920 ler arasında yapılmış olup, gerek mimarisi gerekse konumuyla turistler tarafından mutlaka ziyaret ediliyormuş. Biz de bu etkileyici meydanda şöyle bir tur atıp, aşağıdaki fotoğrafları çektikten sonra yolumuza devam ediyoruz.
Belediye Binası Porto tepelerindeki son durağımız. Bundan sonra yavaş yavaş aşağıya iniyoruz. Aşağıya doğru inerken Harry Potter'a ilham kaynağı olan Livrario Lello'ya da uğruyoruz. Livrario Lello edebiyatı, mimariyi ve tarihi bir araya getiren sembolik bir mekan olarak Porto'nun simgelerinden biri. Bina içindeki merdivenlerin ve atmosferin Harry Potter serisindeki bazı mekanlara ilham verdiği düşünülüyormuş. Aşırı ziyaretçi yoğunluğu nedeniyle girişler maalesef ücretli 🙃 Bu tip turistik mekanlarla pek ilgilenmediğimiz için dışardan görüp, önümüzde bizi bekleyen diğer güzelliklere doğru ilerliyoruz.
Porto, Douro Nehri’nin iki yanındaki Ribeira ve Gaia bölgelerinden oluşuyor. Bu bölgelerdeki sokakları arşınlayıp, dün akşam ışıklı haline aşık olduğumuz 1. Luiz Köprüsü üzerindeki tramvaylara binerek bu sefer de yukarıdan aşağıyı seyrediyoruz. (Bu arada biz çoğunlukla yürüyerek gezmeyi tercih ettiğimiz için çok fazla toplu taşıma bilgisi paylaşmıyorum ama sırası gelmişken hemen kısaca değineyim; Porto'da metro, şehir içi otobüsler, banliyö trenleri ve tramvaylar oldukça gelişmiş bir sisteme sahip. Bu araçları kullanabilmek için her Avrupa ülkesinde olduğu gibi kalış sürenize göre kart şeklinde saatlik, günlük biletlerden alabilir yada bizim yaptığımız gibi anlık bilet satın alabilirsiniz. Bu noktada en kritik konu bileti aldıktan sonra istasyonlardaki validasyon makinalarında "valide etmeniz" yani aldığınız bileti onaylatmanız. Bunu takip eden bir mekanizma yok, ancak kontrol olur da yakalanırsanız ceza ödemek zorunda kalırsınız🤗
Evet, ne diyordum.. Yine tek seferlik bilet satın alarak bindiğimiz tramvaydan köprünün tam üstünde iniyor ve güzel Ribeira evlerini ve Douro nehrini yukardan seyrediyoruz. Hatta günün sonunda bir de nehir turuna katılıyoruz ki Porto'yu nehirden izleyebilelim. Ribeira rengarenk evleri ve güzel sokakları, Gaia ise hastası olduğumuz Porto şarabı üretilen mahzenleri ve bunların önündeki onlarca şarap tadım Cafè’leri ile ön plana çıkıyor.
Ribeira ve renkli evleri; Ribeira, Porto'nun ticari kalbi olarak Ortaçağ'da gelişmiş bir bölge imiş. Nehir kıyısında olması nedeniyle balıkçılık, şarap ve diğer malların ticareti buradan yapılırmış. Evler genellikle dar cepheli, çok katlı ve nehre dönük inşa edilmiş ki doğrudan limanla bağlantılı olup, işler daha kolay ve çabuk yürüsün. Bu evlerin üst katları yaşam alanı (Nehir manzarasına karşı nasıl şarap içilir o yaşam alanlarında🍷😜) alt katları ise depo, dükkan veya atölye olarak kullanılmış. Renkli cepheler, küçük balkonlar ve çamaşır asılı pencereler bugün Ribeira'nın simgesi haline gelmiş.
Vila nova da Gaia; Gaia Douro Nehri'nin güney yakasında, Porto'nun tam kaşısında yer alan bir bölge. Porto şarabı mahzenleri (Sandeman, Graham's, Taylor's vb.) burada. Bu bölge Porto merkeze göre çok daha sakin ve uzun bir yürüyüş yoluna sahip. Yol boyunca yukarıda bahsettiğim mahzenleri, bu mahzenlerin önündeki barları gezip, beğendiğiniz herhangi birinde tadım yapabiliyorsunuz.
Biz tramvayla köprünün üstüne çıktıktan sonra Gaia tarafına yürüyerek inmeyi tercih ettik. Öncesinde zaten sokak aralarında yürüyerek ve ardından tekne turu alarak Ribeira'yı ve güzel evlerini hayranlıkla izlemiştik. (Tekne turu hakkında kısa bir bilgi; Tekneler Gaia tarafından her saat başı kalkıyor. Kasım ayında hava erken karardığından son sefer 16.00da idi. Biz bu son seferi yakaladik. Tur 50 dk sürüyor ve 6 köprünün altından geçip, sizi Douro nehrinin Atlas Okyanusu'na döküldüğü noktaya kadar götürüyor. Tur sırasında bir rehber hangi köprülerin altından geçtiğiniz ile ilgili kısa bilgiler veriyor)
Gaia tarafında en az şarap mahzenleri kadar ilgimizi çeken bir başka yer de göz alabildiğince çeşit çeşit sardalya balık konservelerinin satıldığı adeta kendinizi güzel bir sergide imiş gibi hissettiren Portuguese Sardine idi. Bu iki katlı keyifli mekanda şarap yanına atıştırmalıklar alıp, koltuklarda keyif yapabiliyorsunuz.
Bugün hava çok güzel ve biz açık havada olmayı tercih ettiğimiz için köprü ayağında başka bir keyifli Cafe'de hafif tatlı Porto Şarabı ile güzel peynirlerin tadımını yaparak güneşi batırmaya karar veriyoruz.
Güneşi batırdık batırmasına ama gezilecek yerler bitmedi. Bu nedenle, son kalan enerjimizle evimize yine yürüyerek dönüp nehir kenarına inerken tekne turunu kaçırmamak için pas geçtiğimiz Porto Katedrali rotasına girmeye karar veriyoruz. İyi ki de böyle yapıyoruz, zira Katedrali akşam ışıklar yandıktan sonra görmek paha biçilemez.
Porto Katedrali; Portekizce adıyla Se do Porto, Porto şehrinin tabii ki en önemli ve eski dini yapılarından biri. Ribeira bölgesinin hemen üst tarafında yer alan Katedral'in yapımına 12. Yüzyılda başlanmış ve Porto'nun Hristiyanlar tarafından yeniden fethedilmesinden sonra inşa edilmiş. Katedral'de genel olarak Romanesk tarz baskın olmakla beraber zamanla Gotik ve Barok unsurlar da eklenmiş.
Porto Katedrali, günlük Porto turumuzun son durağı oluyor. Yarın trenle Lizbon'a gideceğiz. Çok sevdiğimiz Fado'nun, sarı tramvayların, meşhur horozların, keyifli dar sokakların şehri Lizbon... Bekle bizi, geliyoruz 🤩😍







































































































Yorumlar
Yorum Gönder