GÜNLÜĞÜM; LİZBON 18 - 24 KASIM 2025
18 Kasım 2025 LİZBON
Porto'dan Lizbon'a 10.45 treni ile geçiyoruz. Bunun için önce Porto Sao Bento'dan trene binip Porto Campanha'da iniyoruz. İki istasyon arası 4 dakika. Ardından bu istasyona gelen Lizbon Santa Apolonia'ya aktarma yapıyoruz.
Sağlı sollu, keyifli manzaralı tren yolculuğu bizi yaklaşık üç buçuk saatte Lizbon'a ulaştırıyor. Burada, Booking üzerinden rezervasyon yaptığımız Old Fence Studios'ta kalacağız. Kalacağımız evin yolu üzerinde atıştıracağımız bir şeyler ararken, salaş bir sardalya pişiricisine rastlıyoruz. İçerde 4-5 masa var ve hepsi dolu. Bu da iyi bir yer olmasi ihtimalini yükselttiğinden burada bir şeyler yemeye karar veriyoruz. Kararımızdan da son derece memnun kalıyoruz. Servis, kalabalık nedeniyle biraz geç olsa da zar zor bulduğumuz yerde önümüze gelen, bizdeki sardalyanın yaklaşık 2-3 katı büyüklüğündeki leziz sardalyaları afiyetle mideye indiriyoruz. (açlıktan bayılacak halde olduğumuz için maalesef sardalya fotosu çekmemişim. Tasvirlerimle ve dükkan içinde sıramızı beklerken çektiğimiz fotoğraflarla idare edeceksiniz artık😜) Hatta bu büyülü yerin ismini de not almamışım ama Lizbon tren istasyonunundan Fado Müzesi'ne doğru giderken sağ taraftaki ilk ve sanırım tek esnaf lokantası olduğunu söyleyebilirim. Bu arada salaş bir yer olmasına rağmen fiyatın biraz yüksek olduğunu söyleyebilirim.
Cascais (Kaşkaiş okunuyor🤗) Lizbon'un batısında yer alan bir sahil kasabası. Eski bir balıkçı kasabası olan Cascais Kraliyet Ailesi'nin 19.yüzyıldan itibaren yaz aylarını burada geçirmeye başlaması ile ünlenmiş, sonrasında da hem Portekizliler hem de turistler için bir tatil kasabasına dönüşüvermiş. 1889 yilindan itibaren de, daha şehirlere bile ulaşım çok az iken Cascais'e tren yolu ile ulaşım sağlanmış. Biz buraya günübirlik, sadece bir arkadaşımızı görmek için geldiğimizden ve esas hedefimiz Avrupa'nın en batı ucunu görmek olduğu için Cascais merkezde sadece marina bölgesinde kısa bir tur atabildik.
"Burada kara sona eriyor, deniz başlıyor"
Camŏes
Evet işte tam da burada, Portekiz'in ve Avrupa Kıtası'nın en batı noktasındayız. Mevsim şartları nedeniyle ve doğası gereği cok rüzgarlı olan bu bölgede biraz uçuşarak da olsa 😂görebildigimiz Cabo da Roca, Sintra yakınında, Atlas Okyanusu'na bakan 140mt yüksekliğindeki falezler üzerinde yer alıyor. Camoes'e ait yukarıdaki alıntının yazılmış olduğu taş anıtı ve hala aktif olan Cabo da Roca Feneri'ni de hızlıca görüp aynı hızla uzaklaşıyoruz.
Biz gidişte önce Cascais'e uğrayıp, buradan otobüsle doğrudan Cabo da Roca'ya ulaşmıştık. Dönüşte ise Sintra'yı da görebilmek için yine otobüsle Sintra'ya geliyoruz. Sintra'da güzel bir yürüyüş üzeri hafif adrenalinli küçük maceradan sonra (!) trene atladık ve Lizbon'a geri geldik. Avrupa'nın bittiği noktayı da bu şekilde görmüş olduk✔️
Sintra hakkında kısa bir bilgi; Sintra, Lizbona 30km uzaklıkta olup Serra de Sintra dağlarının eteklerinde konumlanmış. Ilıman ve sisli mikrokliması sayesinde yıl boyu yemyeşil imiş. Biz göremedik ama Pena Sarayı ve Moorish Kalesi ünlü imiş. Kasaba içi ulaşımda otobüs ve tuk tuk'lar kullanılıyor. Bahsi geçen tuk tuklardan birine binerek küçük bir macera yaşadık Sintra'da; Balık yeme hayali ile yaklaşık 40 dakika kadar yukarı doğru tırmanıp, restoranın maalesef o saatte kapalı olduğunu görünce aynı yolu tuk tuk'la en fazla 3 dakika içinde -adeta uçarak ✈️🙈😜😂- geri inmiş olduk. Hemen küçük bir hatırlatma; Daha önce de birkaç kez yazdığım gibi, Avrupa'da bazı ülkelerde restoranlar belli saatlerde hizmet veriyorlar🙃 Plan yaparken bu detayı göz önünde bulundurmanız gerekiyor.
Sonuçta bu yemyeşil kasabadan aç ve fakat Portekiz'in tüm görsellerde yer alan meşhur horozunun canlısını görmüş olmanın mutluluğu içinde ayrılıyoruz.🐓 (Aşağıdaki fotoğraf Sintra tepelerine tırmanırken çekilmiştir🤗)
Portekiz'in sembolu olan Horoz'un halk arasında çeşitli versiyonları anlatılan efsanesi şöyle; Ortaçağ'da Barcelos Kasabası'nda işlenmiş ağır bir suç vardır, fakat kimse failini bulamaz. O sırada kasabadan geçen bir yolcu haksız yere suçlanır. Yolcu masum olduğunu ısrarla söyler ama kimseyi inandıramaz. İdam edilmeden önce son kez yargıcın karşısına çıkarılır. Yargıç o sırada sofrasında oturmuş, nar gibi kızarmış bir horozu yemektedir. Yolcu şöyle der: "Ben masumum. Bunu kanıtlamak için bir mucize gerçekleşecek. Bu pişmiş horoz benim masum olduğumu göstermek için kalkıp ötecek." Yargıç adamla alay eder ama söz yine de aklında kalır. Suçlu ilan edilen yolcu idam edilmek üzere götürüldüğü anda, sofradaki pişmiş horoz kalkar ve ötmeye başlar. Yargıç şaşkına döner ve hemen infazı durdurur. Yolcu kurtulur. Bu olaydan sonra horoz, şans, doğruluk ve adaletin simgesi olarak kabul edilir.
Efsaneleri, doğal güzellikleri, yeşili, denizi ve Avrupa'nın en uç noktasında bulunmanın hazzı ile bir turu daha böylece tamamlamış oluyoruz. Gün içinde balık yiyemesek de elimizdeki listeden, Alfama Bölgesi'nde en çok tavsiye edilen restoranlarından biri olan 1929 yılında kurulmuş olan A Muralha'da alıyoruz soluğu. Burada güzel bir şarap eşliğinde Portekiz'e özgü lezzetlerden Alheira (sosis) ile bademli, lezzetli bir bifteğin tadına bakıyoruz. Alheira kümes hayvanları ile yapılan ve içine sarımsak ve ekmek katılan lezzetli bir sosis. Güzel şaraba eşlik eden bu lezzetler ile tarih kokan ambiansta günü tamamlıyoruz.
Yarın, Fado Müzesi'nin de içinde olduğu, uzun bir Lizbon şehir turumuz var. Şimdi dinlenme zamanı...
20 Kasım 2025
Bugünün ana teması Fado (bilmeyenler için Portekiz arabeski de diyebilirim). Aslında Portekiz'e gelme nedenlerimizden biri..Belki de en önemli nedeni.. Uzun yıllar önce bir arkadaşımın önerisiyle tanıştım bu müzik türü (özellikle Mariza) ile ve zamanla fanatik bir Fado'cu oldum. Bu arada, tesadüfe bakın ki, ünlü Fado Müzesi, kiraladığımız evle aynı sokakta.. Bu nedenle ilk durağımız Fado Müzesi olacak bugün.. Ama önce Portekiz bloğumun son bölümünü ayırdığım Lizbon'u tanıtmak istiyorum size.. Bildikleriniz ve belki bilmediklerinizle..
Lizbon adı, Tejo nehri kıyısında ve Atlantik Okyanusu'na açılan büyük bir liman kenti olmasından dolayı "güvenli liman" anlamıyla ilişkilendirilir. Avrupa'nın en eski başkentlerinden biridir ve denizciler, krallar kaşifler, depremler ve yanık Fado ezgileri ile yoğrulmuş bir kenttir. M.Ö.1200 civarında Fenikeliler tarafından ticaret limanı olarak kurulmuş. Ardından Romalılar, Vizigotlar ve 700 yılı aşkın süre Müslümanlar (Endülüs Emevileri) tarafından yönetilmiş. 15. ve 16. yüzyıllarda Vasco da Gama ve Magellan gibi kaşiflerin buradan denize açılması ile Keşifler Çağı'nın merkezi olmuş. 1755'te yaşanan büyük Lizbon depremi, tsunami ve yangınlar şehrin önemli bir bölümünü yok etmiş.
Lizbon da İstanbul gibi yedi tepe üzerine kurulmuş, dünyanın iki yakası olan nadir şehirlerinden biri. Tejo Nehri'ne bakan Lizbon, Avrupa Birliği içinde en kalabalik 11. şehir. Portekiz nüfusunun %27si burada yaşıyor.
Sao Jorge Kalesi, Belem Kulesi, Keşifler Anıtı, 28 numaralı sarı tramvayı, 25 Nisan Köprüsü ve köprüyü karşıdan seyreden Cristo Rei ile ünlü Lizbon.
Evet, bugünün ilk durağı başta da söylediğim gibi Fado Müzesi.. Museu do Fado 1990'lı yıllarda fado müziğini korumak, belgelemek ve dünyaya tanıtmak amacıyla kurulmuş özel bir müze. Müze içinde gelmiş geçmiş tüm ünlü fadistaların fotoğrafları, kısa hayat hikayeleri ve en önemlisi kulaklıkları takıp Fado dinleyebileceğiniz eski pikaplara benzer müzik sistemleri mevcut. Başka gezeceğimiz yer olmasa sabahtan akşama kalabileceğim potansiyele sahip müthiş bir yer😍 Hemen Fado ile ilgili biraz daha detaylı bilgi vereyim;
Fado, Portekiz’in en ünlü ve duygusal müzik türlerinden biri. Kökeni tam olarak net olmamakla birlikte, 19. yüzyılın başlarında Lizbon’da ortaya çıktığı kabul edilir. Ama kökenini anlamak için birkaç tarihi ve kültürel faktöre bakmak gerekir:
Fado, genellikle alt sınıf şehir halkının (özellikle balıkçılar ve liman işçileri) yaşadığı duygusal sıkıntıları, özlemi, aşkı ve kaderi anlatmak için doğmuştur. “Saudade” denilen derin bir özlem veya hüzün duygusu Fado’nun özünü oluşturur. Fado’nun melodik yapısı ve gitar kullanımı, Portekiz halk müziği geleneklerinden ve muhtemelen Afrika ve Brezilya müziklerinden etkilenmiştir. 1820’lerde Lizbon’un Alfama ve Mouraria semtlerinde, sokaklarda ve kafelerde kadın ve erkek şarkıcılar tarafından söylenmeye başlanmıştır. Fado’nun ilk örnekleri genellikle kadınlar tarafından ev ve sokak ortamlarında söylenirdi. 19. yüzyılda, Lizbon’un gece hayatıyla birlikte, fado kabarelerde ve tavernalarda sahne almaya başlamıştır.
Lizbon'a tekrar geri dönecek olursak, bu güzel şehir Alfama, Baxia, Belem ve Chiado gibi önemli bölgelerden oluşuyor.
Alfama (kiraladığımız evin ve Fado Müzesi'nin olduğu bölge) en eski Lizbon olarak biliniyor. Fado müziğin doğduğu yer olarak bilindiği için müze burada kurulmuş olmalı. Bunun dışında dar ve taş döşeli sokaklar ve merdiveleri ile ünlü ki bizim ev de bu merdivenlerden birinin orta yerindeydi. Ara sokaklarda gezmek gerçekten görsel bir şölen sunuyor.
Bu bölgenin en önemli tarihi yapısı hiç kuşkusuz ki Lizbon Katedrali. Katedral (Sé de Lisboa) hem mimari hem de tarihsel açıdan büyük bir öneme sahip. İnşasına 1147 yılında, Portekizlilerin Müslümanlardan Lizbon'u geri alması ile başlanmış. İlk hali Romanesk olmasına rağmen zamanla Gotik ve Barok unsurlar eklenmiş.
Lizbon şehir merkezi, Baxia olarak geçiyor. 1755 depreminden sonra yeniden kurulmuş geniş ve düzenli sokaklar, alışveriş caddeleri ve Cafe'ler var. Bu bölgede özellikle Praça do Comercio meydanında gezmeye doyamıyoruz. Praça do Comercio Tejo Nehri kıyısında yer alıyor ve şehrin hem tarihi hem de sembolik kalbi olarak kabul ediliyor. Meydanın tam merkezinde Kral I.Jose'nin atlı heykeli tüm ihtişamıyla yer alıyor.
Işıklı sokaklarda yürürken sağ tarafımızda beliriveren Elevador de Santa Justa ile tanışıyoruz. Bu ikonik yapının hem Baxia ile Chiado'yu birbirine bağlayan bir ulaşım aracı hem de seyir noktası olarak kullanıldığını öğreniyoruz. 1902 yılında hizmete açılmış. Mimarisi ise Eiffel Kulesi'ni de tasarlayan Gustave Eiffel'in öğrencilerinden Raoul Mesnier du Ponsard tarafından yapılmış.
Bugünün son önemli durağı, ara sokaklardan geze geze yukarı doğru hafif bir tırmanışla ulaştığımız ünlü Ortaçağ Kalesi, Castelo de Sao Jorge. Kale alanındaki ilk yerleşim izleri Romalılar dönemine kadar uzanan bu güzel kale adını şövalyelerin koruyucu azizi olan Aziz George'dan almaktaymış. I. Yüzyılda Lizbon'un Hristiyanlar tarafından yeniden fethedilmesinden sonra Portekiz Krallarının ikametgahı olmuş.
Dolu dolu yaşanan güzel bir Lizbon gününü 25 Nisan Köprüsü'nde güneşi uğurlayarak tamamlıyoruz. 25 Nisan Köprüsü 1966 yılında açılmış. İlk adı, dönemin lideri anısına Salazar Köprüsü imiş. Karanfil Devrimi (25 Nisan 1974) sonrasında bugünkü adını almış. Devrim, Portekiz’de diktatörlüğün sona ermesini ve demokrasiye geçişi simgelemekte imiş. Bu nedenle köprü yalnızca mimari değil, tarihsel bir sembol olarak görülmekte ve ihtişamı ile bizim İstanbul'daki köprülerimiz gibi insanları büyülemeye devam etmekte.
Bugüne ait güzel anları, 25 Nisan köprüsünün üzerinden batan güneşin fotoğrafları ile sonlandırırken, bizim için eve geçip hazırlanma zamanı. Bu akşam gideceğimiz Fado dinletisine hazırlanacağız. (Kadife sesli genç fadistalarin videolarini mrsbegonville_myway instagram adresimde sabitlediğim hikayelerde bulup, izleyebilirsiniz) Yarından itibaren ise iki gün boyunca Portekiz'in en güneyindeki Faro Bölgesi'nde olacağız. Ardından yine Lizbon.. Tahmin edileceği gibi Lizbon bir günde gezilip bitirilebilecek bir şehir değil. İki gün sonra tekrar görüşmek üzere Lizbon, şimdilik hoşçakal..
23 Kasım 2025
İki günlük Faro-Algarve bölgesi seyahatimizin ardından yine Lizbon'dayız. Faro, Portekiz'in güneyinde 300km sahil şeridi, altın sarısı kumsalı ve falezleri ile keyifli, yazlık bir bölge.
Bugün Lizbon'daki ve hatta Portekiz'deki son günümüz.. Yarın Lizbon'dan Izmir'e uçacağız. Bu nedenle, Lizbon Havalimanı'na rahat gidebilmek için bu gece tren istasyonu ile metro arasında konumlanan Moov Otel'de konaklıyoruz. Şehir merkezinden biraz daha uzakta olmamıza rağmen her iki toplu ulaşım da yakınımızda olduğundan ulaşım konusunda hiç sıkıntı yaşamıyoruz. Otelimiz tertemiz, cadde üstünde olmasına rağmen oldukça sessiz ve konforlu. Personel ise son derece yardımsever ve güleryüzlü.
Bugün Belem Bölgesini gezeceğiz. Belem, Lizbon'un batısında en turistik ve tarihi semtlerden biri. Portekiz'in Keşifler Çağı'ndaki denizcilik gücünü yansıtan anıtları, müzeleri ve nehir kıyısındaki yürüyüş alanları ile ünlü. Biz de bu yürüyüş yolunun tadını çıkartabilmek adına sahil boyunu yürüyerek kat edip öncelikle "Kaşifler Anıtı"na ulaşıyoruz. Bu anıt Portekiz'in Keşifler Çağı'ndaki denizcilik başarılarını ve dünyaya açılan kaşiflerini onurlandırmak için yapılmış anıtsal bir yapı olarak bilinmekte. İlk olarak 1940 Portekiz Dünya Sergisi için geçici bir yapı olarak inşa edilmiş, daha sonra 1960 yılında ünlü denizci ve kaşif Henrique the Navigator'ın ölümünün 500.yılı anısına kalıcı hale getirilmiş. Anıtın formu fotoğraflarda da göreceğiniz gibi okyanusa doğru ilerleyen bir gemi pruvasını andırıyor. Ön cephede Henrique the Navigator arkasında ise Portekiz tarihine yön vermiş kaşifler, krallar, haritacılar ve misyonerlerden oluşan 33 heykel sıralanmış. Yapının yüksekliği ise 52 metre. Anıtın önündeki geniş meydanda, Portekiz'in keşfettiği ve deniz yoluyla ulaştığı bölgeleri gösteren dünya haritası mozaiği bulunmakta. Her anlamda etkileyici, modern bir yapı Keşifler Anıtı. Uğramadan dönmeyin derim.
Belem'de ikinci ziyaret ettiğimiz yer ise Jeronimos Manastırı. Manastır Manuelin mimarisi tarzında yapılmış ve bu mimarinin baş yapıtı olarak kabul edilmekteymiş. Manuelin tarzında, denizcilik temalı süslemeler, halat motifleri, deniz kabukları, armalar ve haçlar öne çıkar. Portekiz'in Keşifler Çağı'ndaki zengiliğini, gücünü ve sanatsal seviyesini yansıtan en görkemli yapılardan biri imiş. İnşasına 1501 yılında Kral Manuel I tarafından başlanmış ve Hint seferine çıkmadan önce burada dua eden Vasco da Gama'ya adanmış. 1983'te de UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınmış. Akşam olmaya başladığı için manastırın içini gezemedik ama karşıdan izlemek bile oldukça etkileyici idi.
Dönüş yolunda da Lizbon'un en popüler gastronomi merkezlerinden biri Time Out Market'a uğruyoruz. Burası hem Portekiz mutfağı hem de dünya mutfaklarını tek çatı altında deneyimleme imkanı sunan, tarihi bir pazar binasının modern konseptle yenilenmiş hali. Pazarın bulunduğu Mercado da Ribeira binası 19. yüzyıldan beri Lizbon'un önemli yemek ve kültür pazarı olmaya devam etmekte.
24 Kasım2025
Bugün Portekiz'e veda ediyoruz. Portekiz, genel olarak güney bölgelerimize benzeyen iklimi, sıcakkanlı ve oldukça esmer tenli insanları, bolca "ş" harfi kullandıkları dilleri, genelde arnavut kaldırımı şeklinde engebeli, yokuşlu dar sokakları, sarı tramvayı, birebir tanışma şerefine nail olduğumuz horozları, özellikle tatlı Porto şarabı ile gönlümüzde yer eden bu ülkeye Lizbon Havalimanı'ndan veda ediyoruz. Otelden Lizbon Havalimanı'na Oriente durağından kırmızı hat (Linha Vermelha) metroya binerek ulaşıyoruz. Yolculuğumuz sadece 10 dakika sürüyor. Bu havalimanı bir havalimanından ziyade büyük bir sergi salonunu andırıyor. Lizbon'dan son fotoğraflar da bu güzel havalimanından gelsin, o halde.. Bir sonraki maceramızda görüşmek üzere, şimdilik hoşçakalın..












































































































Yorumlar
Yorum Gönder