GÜNLÜĞÜM 11 ARALIK 2024 (STRAZBURG & COLMAR)

Gezi rotalarinin en sevdiğim yanı, gideceğimiz yerde bulunan önemli noktaları önceden çalışıp, rotayi bir plan çerçevesinde oluşturmak. Bu sefer de yaklaşık bir ay öncesinden bol bol ilgili blogları okuyarak, youtube'ta videolar izleyerek rotamızı aşağı yukarı oluşturmuştuk. Dün Basel sokaklarını keşfedip, görmek istediğimiz tüm noktaları bir bir gezerken, bugünün de planını yapıp Strazburg ve Colmar'a tren saatlerini öğrendik. Trenler bizim en sevdiğimiz ulaşım araçları. Tren raylarinin hemen yanındaki bir evde doğup, etrafı dumana boğan kara trenler içinde büyüdüğüm için midir bilinmez, tren yolculugu kesinlikle çok ayrı bir yerdedir benim için...

Neyse tekrar bugüne dönecek olursak, bu sabah saat 7.51 treni ile Strazburg'a doğru yola çıkıyoruz. (Bu arada Avrupa'da tren saatlerinin hastasıyım. 7.50 veya 7.55 değil, 7.51 treni yani🤗 ve tam vaktinde kalkarlar, ne fazla, ne eksik) Hava buz gibi ama tüm bloglardan ve videolardan soğuğa karşı tedbirli olunması ile ilgili o kadar çok bilgi aldık ki kat kat lahana misali giyinip, en kalın botlarimizi da ayagimiza gecirip trene atlıyoruz. Bir saat onbeş dakika sonra Strazburg'a varıyoruz. Strazburg tren istasyonu, aşağıdaki fotoğraflarda da göreceğiniz üzere, uzay üssü gibi, oldukça modern bir çizgiye sahip. 


Grand Est bölgesinin başkenti Strazburg, hem pitoresk bir ortaçağ kasabasının geleneksel cazibesini, hem de büyük bir Avrupa siyasi merkezinin ihtişamını yansıtmakta.  Mimari, gastronomik ve kültürel etkilerini aldığı Alman sınırına çok yakın bir konumda. Tarihi mahalleleri, modern bilim ve teknoloji müzesi gibi pek çok yapıtları Strasbourg’un ihtişamının önemli birer parçasını oluşturuyor. 

Bu arada, Srazburg'daki Christkindelsmarik, Avrupa'nın en eski ve en büyük Noel Pazari olarak biliniyor. E bizim de bu seyahatimizin amacı Noel pazarlarını gezmek olduğuna gore burayı pas geçmek olmazdı. İyi ki de gelmişiz🙏

Strazburg tren garindan merkeze doğru her zamanki gibi yuruyerek, sokakları keşfederek ilerlemeye başlıyoruz. İlk olarak önümüze çıkan güzel bir Cafe'de kahve ve leziz bir kruvasanı mideye indirerek enerji topluyoruz. Ardından bu şehirdeki üç hedefimizin ilki, büyük Noel Pazari'nin da bulunduğu Notre Dame Katedrali'ne doğru ilerliyoruz. 

Notre Dame Katedrali geç dönem gotik mimarinin en güzel örneklerinden biri olan bir Katolik kilisesi. 1015 yılında başlayan yapımı 1439 yılında tamamlanmış. Kilisede bulunan 16. yüzyıldan kalma astronomik saat; Rönesans dönemi sanatçıları, matematikçiler ve teknisyenlerle birlikte 1574 yılında yapılmış. Bu saat, Güneşin, gezegenlerin ve takımyıldızlarının yörüngelerini gösterme özelliklerini taşımakta. Yine kilisede bulunan Gül Pencere; dünyanın, güneşin ve ayın yuvarlaklığını yansıtmakta ve Tanrı'nın insanları cennetten izlediğini sembolize etmekte imiş. Noel zamanı güvenlik gerekçesiyle kapalı olduğundan giremiyoruz ama, içeride bulunan Kule'nin 330 döner basamakli merdivenden oluştugunu öğreniyoruz. 142 metrelik uzunluğuyla Notre Dame Katedrali, 1647 ile 1874 yılları arasında Dünya’nın en yüksek yapısı unvanını alsa da bu özelliğini daha sonra Hamburg'daki Aziz Nikolai Kilisesi'ne kaptırmış. Şu an dünyanın en yüksek 6. katedrali durumunda. 



Victor Hugo burası için şu sözleri söylemiş:

“Strazburg, muhteşem katedrali ile aşkın sembolüdür. Bu katedral, nehirlerin babası olan Ren Nehri’nin sırtında oturur. Eğer bir şehri severseniz, katedralini seversiniz. Strazburg Katedrali, muazzam, harika, kudretli, dingin, usta işçiliği ve zarafeti bir arada barındıran bir şaheserdir.”

Çevresini dolaşırken bile  insanı büyüleyen bu gorkemli yapinin önünden geçip arka tarafında bulunan ve Noel Pazari'nin kuruldugu  Place du Château’ya geliyoruz. Burada bulunduğumuz saat itibariyle pazar henüz açılmadigindan midir nedir bu pazar bahsi geçtiği gibi çok olağanustu bir ozellige sahipmiş hissi uyandirmiyor bizde. Sadece bu pazarin biraz ilerisinde bulunan Noel aksesuarları satan ünlü Kathe Wohlfahrt’ın küçük bir mağazası, renkli haliyle sevimli fotoğraflar sunuyor bize..

Bu güzel meydandan ayrılmakta zorlansak da ikinci hedefimiz Petite France'a doğru devam ediyoruz.

Quartier des Tanneurs olarak da bilinen Petite France, Strazburg’un batısındaki tarihi bir bölge olarak geçmekte ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer almakta.

Orta Çağ’da Petite France, tabakçıların, balıkçıların ve değirmencilerin yaşadığı bir bölgeymis. Muhakkak ki olması gerektiği gibi yarı ahşap evleri, dar sokakları, tarihi köprüleri gibi muhteşem ortaçağ mimarisinin eserleri tarih boyunca  özenle korunmuş olup, bunu her gezdiginiz sokakta, her attığınız adımda iliklerinize kadar hissediyor ve adeta Ortacag'da yolculuk yapiyor hissine kapilip, bir kez daha büyüleniyorsunuz. Bu büyüleyici ortamı anlatmaya burada ara verip sizi fotograflarla başbaşa bırakıyorum.







Petite France'la ilgili en etkileyici kısım bu bölgedeki binaların mimari yapısı.. Bunlardan en güzeli, şimdi terapi merkezi olarak kullanılan Maison de Ponts Couverts ile en popüler olanı, zamanında deri tabaklama yeri olarak kullanilan yüksek çatılı Maison des Tanneurs. Bu bina şu anda Alsace mutfağının örneklerinin tadilabilecegi bir restoran olarak hizmet vermekte. Biz dar zamanda deneyimleyemedik maalesef ama en azından bu şehre bir kez daha gelmek için yeni hedeflerimizi belirlemiş olduk. 







Hedef demisken, Strazburg’u keşfetmek için Château des Rohan’ın önünden kalkan gemilere binip şehri nehrin üzerinden gezmek de ileride planlayacagimiz seyahatin yapilacaklar listesindeki yerini şimdiden aldı. Nehir turu, soğuk havadan ziyade ılık güneşli güzel günlerde keyifle yapılması gereken aktivitelerden biri Strazburg'da.. Bu arada, Château des Rohan, Notre-Dame Katedrali’nin hemen yanında yer alan Palais Rohan, Barok tarza sahip ve 18. Yüzyılda inşa edilmiş. Sarayın adı ise dönemin Fransız başpiskoposlarından biri olan Kardinal Armand-Gaston-Maximilien de Rohan’dan gelmekte. Burası Fransız Devrimi sırasında, saray belediye binası ve devlet daireleri olarak da kullanılmış. Musee des Beaux-Arts (Güzel Sanatlar Müzesi), Musee Archeologique (Arkeoloji Müzesi) ve Musee des Arts Decoratifs (Dekoratif Sanatlar Müzesi) olmak üzere üç farklı müzeye ev sahipliği yapan Palais Rohan, keyifli bir mimariye sahip.



Son olarak, üçüncü hedef noktamız Barrage Vauban'i görebilmek icin nehir boyu güzel bir yürüyüş yapıyoruz. Vauban Barajı, Strazburg için stratejik bir önem taşımakta. Ren Nehri üzerine 17. yüzyılın sonlarına doğru inşa edilen Barrage Vauban, düşmanlar geldiğinde suyu yükseltilerek düşmanları su altında bırakan bir özelliğe sahipmiş. Üçgen şeklinde olmasının nedeni düşmanın saldırısına karşı daha iyi direnç göstermekmis. 




Ve artik güzel Strazburg'dan ayrılma vakti. Burada bulunduğumuz saat itibariyle Avrupa'nın ilk Noel Pazari'nin açık ve ışıltılı halini goremesek de en azından aslında Noel pazarlarının birbirinin ornegi oldugunu anlamış olduk. Bundan sonra sırada Colmar var... Benim gibi sıcak ve güneşli ortamların insanını buz gibi bir havada buralara çeken Colmar.. Bu seyahatin bendeki ana fikri sensin, umarım hayallerimdekinden, izlediklerimden daha ışıltılı, daha göz kamastiricisindir. O halde bekle bizi, trene atlayıp geliyoruz, az sonra...


Yillardir Noel zamanı sosyal medyada sık sık karşıma çıkan rengarenk fotograflari ile Colmar, bu dönemde işlerimizin yoğunluğu nedeniyle bir türlü gerceklestiremedigim bir rüya idi benim için. Soğuktan fazla hoslanmasam da Noel zamanı masalsı bir hale bürünen bu kurabiye kasabayı mutlaka gormeliydim. Ve işte o an, bu andi🥰 

Colmar tren istasyonundan çıkar çıkmaz kısa bir yuruyusle ilk Noel pazarına varıyoruz. Colmar’ın trafiğe kapalı sokaklarında, 6 farklı Noel pazarı kuruluyor. Place de la Cathédrale, Place des Dominicains , Place de l’Ancienne Douane, Place Jeanne d’Arc, Petite Venise ve eski gümrük binası Koïfhus’ta tahta kulübelerde enfes kokulu yiyecek-içeceklerin, hayal gücü yüksek yetenekli ellerden çıkan süs eşyaları ve hediyeliklerin sergilendiği muhteşem açık pazarlar bunlar. 


Merkeze doğru yaklaştıkça sosyal medyada gördüğüm fotoğraflardan daha şirin evler bizi karşılıyor. Her bir ev ayıcıklarla, birbirinden güzel süslerle, özenle giydirilmiş durumda. Evlerin karakteristik yapıları süslenmemiş haliyle bile fevkalade iken bir de üzerine böyle güzellikler eklenince, doğal olarak ortaya, bakmaya doyamayacaginiz bir manzara çıkıyor. 


Burada da önceden hazirladigimiz plan doğrultusunda hedef noktalari bulmaya çalışsak da birbirinden büyüleyici evlere hayranlikla bakarken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor, göz kamaştırıcı sokaklar arasında bir anda kayboluyoruz.







Görülecek yerler listemizde ilk sırada Little Venice var. Minik köprülerle bezeli bir mahale olduğu için ismi Venedik’ten geliyor. Aynı zamanda Venedik gibi birbirinden güzel sokaklara sahip. Kurabiye evlerin en yoğun oldugu yer belki de burası. Insan nereye bakacagini sasiriyor ve doğal olarak, benim de yaptığım gibi sürekli fotoğraf çekiyor. 








Sırada Colmar''in en eski evi Maison Pfister ile Türkçesi "Kafalar Evi" olarak geçen La Maison des Tetes var. Colmar’daki rönesans mimarisinin ilk örneği olan Maison Pfister'in tarihi 1537’ye dayanıyor. Freskleri ile göz dolduran bu zarif konak, Franche-Comté’nin doğu bölgesinden zengin bir şapkacı olan Ludwig Scherer için tasarlanmış daha sonra ünlü bir Alman aile yerleşmiş. Hem otel, hem restoran, hem de tarihi bir bina olan La Maison des Tetes'in geçmişi ise 1600’lere kadar uzaniyor. Bu tarihi bina adını üzerindeki kafa figürlerinden alıyor. Bu iki önemli binaya da selam verip, birkac fotografla ölümsüzleştirdikten sonra sokaklar arasindaki masalsı yolculuğumuza devam ediyoruz.



Sokaklar arasindaki evler en az popüler evler kadar estetik mimarileriyle bizi mest ediyor. Bu arada, bazı evlerde pencere kepenkleri üzerinde kalp oymalar dikkatimizi çekiyor. Biraz arastirdigimizda bunlarin o evde evlilik çağında bir genç kız olduğuna işaret olduğunu ogreniyoruz. Bazi adetler farklı kültürlerde farklı şekillerde ifade edilse de günün sonunda hepsi de ne kadar sevimli değil mi!


Sokak aralarındaki sevimli evler bir anda bizi Colmar'in ünlü St. Martin's Kilisesi'ne çıkartıyor. St. Martin's Kilisesi  şehir merkezi olarak geçen Old Town'da Gothic tarzda 13. ve 14. yuzyillarda inşa edilmis bir Roma Katolik Kilisesi. Colmar sakinleri burayı Katedral olarak isimlendirseler de aslında bu kilise sadece 1790-1801 tarihleri arasında Katedral olarak kullanilmis. Gerçekten de bu yapı, mimari tarzı ile Ortaçağ katedralinin ihtişamına sahip. Çok vaktimiz olmadığındoan müthiş şehir manzarasına sahip oldugu söylenen kulelerine çıkamıyoruz ama aşağıdan bu heybetli yapıyı fotoğraflamadan da gecemiyoruz. 

Bu büyülü ortamda oradan oraya savrulurken midemizin saatlerdir boş olduğunu fark edip, birşeyler atıştırmak için buranın en önemli yeme içme merkezi Marche Couvert Colmar'da alıyoruz soluğu. Burayi geleneksel ürünleri, sebzeleri, meyveleri, etleri bulabileceğiniz aynı zamanda yemek de yiyebileceğiniz kocaman bir market olarak düşünebilirsiniz. Yemek alanları biraz küçük ama bir o kadar samimi. Burada, önümüze çıkan ve bize sevimli gelen Cafe de Fetes'te İtalyan'larin "aperitivo" dedikleri cinsten atıştırmalık ve bu yöreye ait Liberte birası ile damaklarimizi şenlendirdikten sonra Colmar'da Noel ışıklarini son bir kez daha görebilmek için kendimizi yollara atıyoruz yeniden. 




Marche Couvert'in hemen yanındaki ünlü Rue des Ecoles Köprüsü'nden gecerek, mutlaka görülmesi gereken yerlerden Fontaine Schwendi'ye, kalabalıklar arasından ulaşmaya calisiyoruz. Burasi, yapılan ışık oyunları ile insanların birikip, fotoğraf ve video çekimleri yapabilecekleri en renkli noktalardan biri. O yüzden de oldukça kalabalık..

Gittiğim yerlerde en sevdiğim şeylerden biri, o yerlerde yaşamış insanlarin hikayeleridir. Bunun için, gideceğim yerleri önceden çalışır, bu hikayeleri cimbizlayarak ilgili yeri mutlaka listemize eklerim. Adına çeşme yapılan ve güzel bir meydanin ortasına kondurulan Lazare di Schwendi de onlardan biri.. 1564 ve 1568 yılları arasında imparator Maximilian II’nin altında savaş şefiymiş ve Macaristan’da Türklere karşı savaşmış. Geçmişte “Tokay” ismi ile bilinen, günümüzün “Pinot gris” isimli üzüm çeşidini Macaristan’dan getirerek Alsace şarap kültürüne önemli bir katkıda bulunmuş. Schwendi heykelinin bulunduğu bu çeşmenin tarihi 1898’e dayanıyor. II. Dünya Savaşı’nda yıkılıp daha sonra yeniden yapılan eserlerden biri imiş. 

Evet, bu renkli meydandaki turumuzu da tamamladıktan sonra Place de Dominicains'teki Colmar'in en büyük ve renkli Noel Pazari'nda son bir tur atiyoruz. Schwendi'nin bölgeye getirdiği üzümden yapılmış sıcak şarap eşliğinde leziz sosislerin de tadına bakip bu masalsı renkli dünyadan zorla da olsa ayrılıyoruz.
















Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

GÜNLÜĞÜM; PORTO 16 - 17 KASIM 2025

GÜNLÜĞÜM; LİZBON 18 - 24 KASIM 2025

GÜNLÜĞÜM; 9-12 HAZİRAN 2025 (BERNİNA EKSPRES PANORAMİK TREN)